30 Ekim 1853 ‘te Rus Donanmasının gerçekleştirdiği Sinop Baskınının dünya deniz savaşları tarihinde yelkenli ahşap gemilerin rol aldığı son çarpışma, gülle yerine patlayıcı mermilerin kullanıldığı ilk çarpışma olarak tarihte yer almıştır. Karadeniz’in tek doğal limanı Sinop’a sığınan Osmanlı Donanmasına; teknik donanımı güçlü, savaş gücü yüksek, mürette bat olarak da sayıca üstün Rus donanmasına, son gemisi yerle bir oluncaya kadar mücadele vererek 2800’ün üzerinde şehit verilmiştir.
Tarih sadece zafer ve başarılardan ibaret değildir. Tarihimizde ders çıkarılması gereken İnebahtı, Çeşme ve Navaldin’de donanmalarımızın yakılması gibi yenilgiler vardır. 166 yıl önce 1853 yılında soğuk bir kış gününde Sinop’ta da aynı acı yaşanmıştı. 10 binin üzerinde mürettebatının bulunduğu Rus filosu Sinop’u adeta bir cehenneme çevirmiş, 7 yelkenli fırkateyn, 3 yelkenli karnet ve 2 buharlı vapurdan oluşan Osmanlı filosunun tümü imha olmuştur. Filo komutanı Koramiral Osman Paşa esir düşmüş, yardımcısı Tümamiral Hüseyin Paşa şehit olmuştur. Binlerce kişi de savaş kuralları dışında zalimce katledilmiştir.
Deniz tarihçisi Ayancıklı hemşerimiz Dr. Nejat Tarakçı’nın “Sinop Baskınının Bilinmeyenleri” başlıklı yazısının bir bölümünde; Osmanlı hükümeti durumu yerin de görmek için, İngiliz ve Fransız gemilerini göndermiş İngiliz gemisi amirallerinden “Slade” kaleminden yazılan manzara; “Körfezin kıyısı gemilerin enkazı ve binlerce ölüyle doluydu. Her şey darmadağın olmuştu. Tek bir direk dik durmuyordu, tek bir kereste sağlam kalmamıştı. Sinop kasabasının her tarafı harap karmakarışıktı. Ruslar filo komutanı dahil 5 subay ve 150 eri esir almışlardı. Kasabaya dönmüş olan vali Hüseyin Paşa kendini mazur göstermeye çalışıyordu. (Ruslar limana yaklaştığında şehirden kaçıp arkasına bile bakmadan 14 saat uzaklığa kadar at sürmüş) Müslüman mahallesi tamamen mahvolmuştu. Kaçan subaylar Sinop’ta kalmış olsalardı. Yaralıları toplayabilir, bir kısmını kurtarabilirler ve şehitlerine sahip çıkabilirlerdi. Fırınlar kapalıydı, yiyecek bulunmuyor. Gelişimiz biraz nizam duygusu verdi. Kasabasının köşe bucağında ki 13 Osmanlı deniz subayı ile 120 eri topladık. Bunları yapacağımız işlerde kullanmaya başladık. İlk işimiz yaralılara bakmak olmuştu. Kahvehanelerde yaralı ve azap içinde 100’den fazla er bulduk. Bir kısmı can çekişiyordu. Yanan Osmanlı Filosun’dan kurtulmuş iki cerrah biri Polonyalı diğeri Ermeni bunlara bakıyordu. İlaç yoktu sargı yoktu. Zavallı deniz erleri yattıkları yerden beni görünce seviniyorlardı ve “Hoş geldin baba! Şimdi kurtulduk!” diyorlardı. (Türk Deniz Kuvvetleri geleneğinde erler komutanlarını baba olarak görürler.) İngiliz ve Fransız gemilerinin doktorları ve cerrahları işe koyuldular. Birçoğunun bacak ve kollarını kestiler. Bizim Sinop’a geldiğimizi duyunca etrafta ki köylerden de yararılar getirildi. İki Osmanlı doktoru ile iki Osmanlı deniz subayı ve 10 eri Sinop’ta bıraktık. Lazım olan aletleri, sargıları ilaçları da verdik. Yola dayanabilecek bazı yararıları gemilere alarak İstanbul’a döndük. Tophane önüne gelindiğinde Babıali’den bir haber geldi. Halkın görmemesi için karanlık basıncaya kadar yaralılar gemiden çıkarılmayacaktı.”
Sinop baskını, sadece Osmanlı Donanmasının değil aynı zamanda Osmanlı yönetiminin de zayıf bir durumda olduğunu gösteren acı bir olaydır. Sinop’ta bu baskının acı anısını yaşatan bir “şehitlik” (itfaiye karşısı, Sinop müzesi bahçesi içinde) Birde; şehitlerin üzerinden çıkan paralarla yaptırılan “şehitler çeşmesi” inşa edilmiştir. (Tersane camisinin hemen yanında) Her yıl 30 Kasım da şehitlikte 2800 şehit Osmanlı askerlerini anma töreni düzenlemektedir. Sinop Deniz Savaşı şehitlerimizi rahmetle anıyorum, ruhları şad olsun.
Doğuş Gazetesi
Erdoğan ERKAYMAZ